Şifre Sıfırlama

Bitkilerin Yapısı

Giriş ve Bitkilerin Yapısı

A) Tohumlu Bitkilerin Genel Yapısı

Bitkiler kök ve sürgün sistemi olmak üzere 2 ana hata ayrılır. Kök sistemi bitkinin kök kısmını içerir. Sürgün sistemi ise bitkinin yapraklarını, dallarını, meyvelerini, çiçeklerini, uç tomurcuğunu ve diğer toprak üstü kısımlarını içerir.

 

B) Bitkisel Dokular

Bitkilerde aynı görevi yerine getirmek için özelleşmiş hücreler bulunur. Bu hücrelerin birleşmesiyle dokular oluşur. Bitkilerde; meristem doku, temel doku, iletim dokusu ve örtü doku olmak üzere 4 doku mevcuttur.

Not: Bitkide bulunan bütün hücrelerin DNA’sı aynıdır. Ancak hücrelerin DNA’larında aktif kısmı farklı olabilir. Bu farklı aktif kısımlar sayesinde bütün organizmadaki hücreler belirli işleri yapacak şekilde farklılaşmıştır.

1. Meristem Doku 

Bitkilerde sadece bölünmek üzere farklılaşmış dokuya meristem doku denir. Meristem doku bitkinin büyüme bölgelerinde bulunur ve sürekli bölünebilme yeteneğine sahip hücrelerden oluşur. Meristem doku, bitkilerin büyümesini ve gelişmesini sağlar. Meristem dokuda bulunan hücrelerin bölünmesiyle oluşan yeni hücreler daha sonra farklılaşarak diğer dokulara dönüşebilir.

Meristem dokuyu oluşturan hücreler şu özelliklere sahiptir:

  • Bol Sitoplazmalı
  • Büyük Çekirdekli
  • İnce Çeperli
  • Kofulsuz (veya çok az kofulu bulunan)
  • Hücreler arası boşlukları olmayan

Meristem dokuda bulunan hücreler yaşadıkları süre boyunca mitoz bölünme geçirir. Bu sayede bitkilerde büyüme sınırı olmaz.

 

Meristem doku yukarıdaki görseldeki gibi sınıflandırılır.

Uç Meristem: Kök ve gövdenin büyüme noktalarında (uç noktalarda) bulunur. Bitkinin uzamasını sağlar.

Yanal Meristem: Kök ve gövdenin yapısında bulunur. Kök ve gövdeyi kalınlaştırır.

Primer Meristem: Embriyonik dönemden beri bölünme yeteneğini kaybetmemiş meristem hücrelerine primer meristem hücreleri denir. Primer meristem daha çok bitkinin kök ve gövdelerinin uç kısımlarında bulunur.

Sekonder Meristem: Bölünme yeteneğini kaybetmiş parankima hücrelerinin; hormonların etkisiyle tekrar bölünme yeteneği kazanarak oluşturdukları meristem hücrelerine sekonder meristem denir.

2. Temel Doku

 

Temel doku; parankima, kollenkima ve sklerenkima olmak üzere 3 doku oluşturur.

Parankima Dokusu: Bitkinin çoğu kısmında bulunan, dokular arası boşluğu dolduran, özel koşullar sağlandığında diğer dokulara dönüşebilen bitki dokusuna parankima dokusu veya bir diğer adıyla temel doku denir. Dokuyu oluşturan hücreler canlıdır. Ancak bu hücrelerin bölünme özelliği yoktur. Hücrelerin sitoplazması bol, kofulları küçük ve az sayıdadır. Parankima dokusunda bulunan hücreler uygun koşullar sağlandığında sekonder meristem hücrelerine dönüşür.

Parankima dokusu bitkide bir çok görev üstlenir ve üstlendiği görevlere göre isimlendirilir:

  • Özümleme Parankiması: Özümleme parankiması daha çok yapraklarda bulunur. Fotosentez, terleme, solunum gibi çok sayıda önemli metabolik aktivitelerin gerçekleştiği yapıdır.
  • Depo Parankiması: Besin ve su depo eden parankima dokusuna depo parankiması denir. Depo parankiması; kaktüste su, patatesin toprak altı gövdesinde nişasta depolar.
  • İletim Parankiması: Dokular arası madde alış verişine yardımcı olan parankima dokusuna iletim parankiması denir.
  • Havalandırma Parankiması: Su veya bataklık bitkilerinde bulunan, bitkiye alınan gazların depo edildiği parankima çeşidine havalandırma parankiması denir.

Kollenkima Dokusu: Bitkiyi eğilme, bükülme ve çarpmaya karşı koruyan, mekanik destek sağlayan sert hücrelerden oluşan dokudur. Kollenkima hücrelerinin parankimadan ayrılan yönü hücre çeperlerinin çok kalın olmasıdır. Bu kalınlaşmanın sebebi çeperde selüloz ve pektin birikimidir. Kollenkima dokusunu oluşturan hücreler canlı hücrelerdir.

Sklerenkima Dokusu: Sklerankima hücreleri aynı kollenkima hücreleri gibi bitkiyi dayanıklı ve gerilmeye karşı dirençli hale getirir. Bu dokuyu meydana getiren hücrelerin çeperleri selüloz, lignin gibi maddelerin birikmesiyle kalınlaşmıştır. Bu hücreler başlangıçta canlı olmalarına rağmen çeperin kalınlaşması yüzünden ölür. Sklerenkima hücreleri, taş hücreleri ve lifler olmak üzere iki çeşittir:

  • Taş hücreleri: Tohum kabuklarında, meyve çekirdeklerinde ve meyvelerin iç kısmında (armut, ayva) bulunabilir.
  • Lifler: Sarımsak, keten, kenevirde bulunur. Bu lifler demetler halinde bulunup bitkiye destek sağlar. AYrıca elbise yapımında, halat yapımında kullanılır.

3. İletim Dokusu

Bitkilerdeki madde taşınmasını üstlenmiş bir dokudur.Yüksek yapılı bitkilerin yapraklarında fotosentezle meydana gelen organik bileşiklerle topraktan alınan su ve suda çözünmüş maddeler, çeşitli organlara bu dokularla iletilir. İletim dokusu, yapı ve görev bakımında odun borusu (ksilem) ve soymuk borusu (floem) olmak üzere ikiye ayrılır.

Ksilem, Odun boruları olarak da bilinir, bitkilerde inorganik maddelerin (su, mineraller vb.) taşınmasını sağlayan yapıdır. Cansız hücrelerden oluşurlar. Bölünür (meristem) doku hücreleri üst üste gelerek zamanla çekirdek ve sitoplazmalarını kaybeder. Hücreler arasındaki enine zarlar eriyerek kaybolur. Böylece, ince bir boru şeklindeki odun boruları oluşur. Ksilem demetler halinde bulunur. Ksilemde taşınma, aşağıdan yukarıya doğru tek yönlüdür.

Floem, soymuk borular olarak da bilinir, fotosentez sonucu üretilen organik maddeleri yeni sürgün oluşumunda kullanmak üzere veya depo organlarında biriktirmek üzere ileten borucuklar. Tek sıra halinde üst üste dizilmiş canlı hücrelerden oluşur. Floem oluşurken hücrelerin ara çeperleri tamamen erimediğinden, yer yer delikler oluşur. Floemde fotosentez ürünleri bitkinin diğer organlarına taşınır. Bazı bitkilerin köklerinde sentezlenen amino asitler de yaprak ve diğer organlara taşınır. Floemde madde taşınması çift yönlüdür. Hücreler arası çeperler ksileme göre daha az eridiğinden ksilemdeki taşınmadan daha yavaştır.

4. Örtü Dokusu

Bitkiyi dış etkilerden koruyan bu doku epidermis ve periderm olmak üzere iki kısımda incelenir.

 

Epidermis: Genç bitkilerin kök ve gövdelerinde koruma görevi yapar. Aynı zamanda tüm yaprakların da koruyucu dokusudur. Birçok bitkide gövde ve yaprakların epidermisi kütikula denilen mumsu bir örtü salgılar. Bu örtü bitkinin su kaybını azaltır ve kurak bölge bitkilerinde daha fazla kütikula bulunur. Epidermis hücrelerinin farklılaşmasıyla stomalar, hidatodlar, tüyler ve emergensler meydana gelir.

Stoma: Stomalar, yaprak ve genç gövdede bulunan epidermis hücrelerinin farklılaşmasıyla meydana gelmiş hücrelerdir. Açılıp kapanarak, gaz alışverişini sağlarlar. Diğer epidermis hücrelerinden 2 temel özellikleriyle ayrılırlar: Kloroplastları vardır, bu sayede fotosentez yapabilirler. Çeper kalınlığı, hücrenin her tarafında aynı değildir.

Hidatod: Yaprakların uçlarında ve kenarlarında bulunan açıklıklardır. Geceleri terlemenin olmadığı ya da havanın neme doyduğu zamanlarda fazla suyun damala şeklinde atılmasını sağlar. Stomaların aksine açılıp kapanmazlar. Odun borularıyla (ksilemle) bağlantılıdırlar.

Tüy: Epidermanın dışa doğru oluşturduğu çıkıntılardır. Tek ya da çok hücreli olabilirler. Salgı işiyle ilgili olanlar gibi bazı tüy hücreleri canlıdır. Bazı hücreler ise canlılığını kaybetmiştir.

Emergens (diken): Bitkinin kendini hayvanlara karşı savunmak amacıyla geliştirdiği yapılardandır.

Peridermis: Açık tohumlu bitkiler ile odunlu çift çenekli bitkilerin kök ve gövdelerinde, kalınlaşma nedeniyle epidermis parçalanır. Böylece epidermisin yerine peridermis koruma görevi yapar. Peridermis üzerindeki lentisel adı verilen açıklıklar gaz alışverişini sağlar. Lentiseller açılıp kapanma özelliğine sahip değildirler. Her zaman açıktırlar (mevsimler arası farklılık gösterebilir).

 

Bitkisel Organlar

Bir Önceki Konunun Devamıdır.

 

C) Bitkisel Organlar

1) Kök

Bitkiyi toprağa bağlayarak su ve suda çözünmüş minerallerin alınmasını sağlayan organdır. Bitkinin türüne,gelişmişliğine ve yaşadığı ortama göre kökün yapısı değişir. Patates gibi bazı bitkilerin kökleri, besin maddesi olarak tüketilebilir. Tohum çimlendiğinde embriyonik kök gelişerek ana kökü, ana kökte dallanarak yan kökleri meydana getirir. Kökler yapısına göre 2 çeşide ayrılır:

  • Saçak kök: Bu kök tipinde ana kök, yan köklerle aynı kalınlık ve aynı uzunluktadır. Soğan, mısır kökü örnektir. Saçak köklü bitkiler genellikle toprağı daha iyi tutar.
  • Kazık kök: Bu kök tipinde ana kök iyi gelişmiş ve toprağın içine doğru uzamış, yan kökler az gelişmiştir. Fasulye, havuç kökü örnektir.

Kökleri 4 ana kısımda inceleriz. Bunlar kaliptra, hücre bölünme bölgesi, uzama bölgesi ve olgunlaşma bölgesidir.

 

Kaliptra: Kökün uç kısmını koruyan ve kökün toprakta ilerleyişini kolaylaştıran (sıvı salgılayarak) kök bölgesidir.

Hücre bölünme bölgesi: Kaliptradan hemen önceki bölgeye hücre bölünme bölgesi denir. Büyüme konisibu bölümde bulunur.

Uzama bölgesi: Kökün boyca uzaması meristemler sayesinde bu bölümde gerçekleşir.

Olgunlaşma bölgesi: Yoğun olarak kök emici tüyleri bulunur. Kök toprak içinde geliştikçe emici tüyler zarar görür, bu yüzden sürekli yenilenirler. Kök emici tüylerinin ortalama 4-5 günlük ömürleri vardır.

Bu bölümler birbirinden kesin sınırlarla ayrılmaz.

 

Genç kökün epidermis tabakası altında kalın bir korteks tabakası bulunur. Korteksin iç kısmında ise endodermis tabakası bulunur. Kökün merkezinde iletim demetlerini kaplayan bölüm merkezi silindirdir.

Tek çenekli ve çift çenekli bitki kökleri arasındaki en büyük fark merkezi silindirlerindeki dokuların diziliş şeklidir. Tek çeneklilerin merkezi silindirlerinde daha çok parankima hücreleri varken ve ksilem-floem dizilişleri rastgeledir. Çift çeneklilerin merkezi silindirinde daha çok ksilem-floem bulunmaktadır ve diziliş daha düzenlidir.

2) Gövde

Kök ve yapraklar arasında kalan dal ve sürgünlerden oluşan kısma gövde denir. Bitkinin türüne göre çeşitli görevlere sahip olabilir. Üzerinde yaprak, tomurcuk, yan dal, çiçek ve meyve taşır. Kök ve yapraklar arasında madde taşınımını sağlar. Aynı zamanda bazı bitkilerin gövdeleri besin depo eder veya fotosentez yapabilir.

Gelişmiş bitkilerin gövdeleri otsu ve odunsu gövde olmak üzere 2 ye ayrılır. Otsu gövdelere daha çok tek yıllık bitkilerde rastlanırken odunsu gövdelere çok yıllık bitkilerde rastlanır. Odunsu gövdeler daha iyi bir korumaya sahiptirler. Otsu bitkilerin dik durması osmatik basınç sayesinde olur. Bu yüzden susuz kalmış otsu bitkiler dik duramaz.

Bitkiler çift çenekli veya tek çenekli olmasına göre ayrılır. Mısır, soğan, lale ve buğday tek çenekli; ıhlamur, çam, asma ve dut çift çenekli bitkilerdir. Otsu bitkiler çift çenekli veya tek çenekli olabiliyorken odunsu bitkiler sadece çift çenekli olurlar.

 

Otsu tek çenekli bitkiler

  • Gövde enine kesitinde en dış kısmında epidermis bulunur.
  • Epidermisin altında parankima dokusu bulunur.
  • Floem ve Ksilem, parankima dokusuna düzensiz yayılmıştır (floem dışta, ksilem içte bulunur).
  • Kambiyum bulunmadığı için enine (sekonder) büyüme görülmez

Otsu çift çenekli bitkiler

  • Gövde enine kesitinde; epidermis, korteks, iletim demetleri ve öz bölgesi bulunur.
  • Gövde enine kesitinde en dış kısmında epidermis bulunur.
  • Korteks tabakası, kambiyum ile epidermis arasında bulunur. Korteks tabakasında parankima, sklerankima veya kollenkima gibi yapılar bulunabilir.
  • İletim demetleri, korteks tabakasından sonraki kısımda halka oluşturacak şekilde bulunur. İletim demetleri bitki içinde madde iletiminde rol alır.
  • Floem ve ksilem arasında kambiyum halkası bulunur. Bu halka sonradan bölünme özelliği kazanan parankima hücrelerinden oluşur. Kambiyum halkası sayesinde sekonder büyüme gerçekleşir. Kambiyum bölündükçe dışarıya doğru floem; içeriye doğru ksilem hücrelerini meydana getirir.

Odunsu çift çenekli bitkiler

  • Odunsu çift çeneklilerde ise dış halkada epidermis bulunmaz. Epidermisin yerini mantar kambiyumu alır. Mantar kambiyumunun ürettiği mantar doku, gövdeyi sarar ve dış ortamdan gövdeyi korur.
  • Mantar doku hücreleri cansızdır (mantar kambiyumunda ilk üretildiklerinde cnalıdır; daha sonra hücre çeperinde gerçekleşen sübrein birikmesiyle yavaş yavaş ölürler).
  • Odunsu çift çenekli bitkilerin diğer özellikleri otsu çift çenekli bitkilerdeki gibidir.

 

Ağaç, çalılar v.b çok yıllık bitkilerde odunsu gövde bulunur. Odunsu gövdeli bitkilerde kambiyum her büyüme mevsiminde gövdeyi saran yeni bir sekonder ksilem tabakası meydana getirir. Bu tabaka büyüme halkasını oluşturur ve gövdenin çapının artmasını sağlar. Ağaçlar genellikle ilkbaharda büyümeye başlar ve büyüme sonbaharda durur. İlkbaharda oluşan halka açık renkli, sonbaharda oluşan halkalar koyu renklidir. Aynı yıl oluşan açık ve koyu halka ağacın bir yaşını gösterir. Bu halkalar her yıl artar.

 

Otsu tek çenekli bitkilerde yalnızca primer büyüme görülürken bazı otsu çift çenekli ve odunsu bitkilerde hem primer hem de sekonder büyüme görülür.

3) Yaprak

Bitki gövdesi üzerinde bulunan genellikle klorofil taşıyan organlardır. Fotosentez, solunum, terleme, besin ve su depo etme gibi önemli görevleri vardır. Yaprakların dizilişleri, şekilleri ve büyüklükleri farklılık gösterir. Yapraklar, gaz alışverişinin yapıldığı, yassılaşmış, genişlemiş yeşil renkli yaprak ayası ve yaprak ayasını gövdeye bağlayan yaprak sapı olmak üzere iki kısımdan oluşur. Yaprak ayası çöl bitkilerinde küçülmüş veya dikene dönüşmüştür.

 

Mısır, buğday gibi bazı bitkilerde yaprak sapı bulunmaz. Tek çenekli bitki yapraklarında paralel damarlanma, çift çenekli bitki yapraklarında ise ağsı damarlanma görülür. Bir yaprak, bir tek yaprak ayasından oluşuyorsa basit yaprak; iki ya da daha fazla yaprakçıktan oluşuyorsa bileşik yaprak olarak adlandırılır.

Yaprağın Mikroskobik Görünümü

Yaprağı bir mikroskobun altında görüntülersek; yaprağın enine kesitinde en üstte bitkinin su kaybını önleyen kutikula tabakasını görürüz. Kutikula tabakası kurak bölge bitkilerinde kalın, nemli bölge bitkilerinde incedir. Kutikulayı epidermis salgılar.

Epidermis hücreleri yaprağı koruyacak şekilde yaprağı sarar. Epidermisin üstünde; yaprağa fotosentez için gerekli olan havanın girmesi için stoma adındaki hücreler bulunur. Stoma hücreleri açılıp kapanarak, gaz alışverişini sağlarlar.

Yaprağın iç katmanında olan bölgeye mezofil tabakası denir. Mezofil tabakası 2 bölümden oluşur. Bu bölümler kloroplast bakımından zengin olan palizat parankiması ve kloroplast bakımından fakir olan sünger parankimasıdır. Bu parankimalar özümleme parankiması olarak bilinirler.

Palizat parankiması: Palizat parankimasında kroloplast organeli çok fazladır ve ışığı daha iyi almak için yaprağın güneşe dönük (üst) kısmındadır.  Bu sayede çok daha fazla fotosentez yapar. Aynı zamanda bu parankimada hücreler arası boşluk çok azdır. Böylece daha fazla -kloroplastlı- hücre ışığın bol olduğu kısımda toplanabilir.

Sünger parankiması: Hücrelerindeki kloroplast sayısı palizat parankiması hücreleri kadar fazla değildir ve sünger parankimasındaki hücrelerin arasında daha fazla boşluk vardır. Bu boşluğun sebebi stomalardan giren CO2’nin palizat parankimasına ulaşmasını sağlamaktır.

 

Bitkilerde Büyüme ve Hareket

Bitkiler canlıların ortak özelliklerinden olan büyüme, gelişme ve hareket etmeyi sağlar. 

1) Bitki Büyümesine Etki Eden Faktörler

Bitkilerde büyüme, hücre bölünmesi sayesinde gerçekleşir. Hücre bölünmesine çeşitli faktörler etki eder. Bunları çevresel faktörler ve hormonal faktörler olmak üzere 2 ana grupta toplayabiliriz.

A) Çevresel Faktörler

Bitki yaşamının her evresinde çevrenin rolü büyüktür. Bitkinin büyümesini etkileyen çevresel faktörler; sıcaklık, ışık, su, toprak, atmosferdeki gazlar ve yer çekimi olmak üzere 6 ya ayrılır.

Sıcaklık: Sıcaklık fotosentez ve solunum olaylarında önemli bir faktördür. Belirli bir düzeye kadar sıcaklık büyümeyi hızlandırır. Yüksek ve düşük sıcaklık bitki metabolizmasının bozulmasına neden olur.

Işık: Işık bitkilerde fotosentez, klorofil sentezi, stomanın açılması, terleme gibi fizyolojik olaylar için gereklidir.

Su: Bitkilerde su, yapıya turgor basıncıyla destek sağlama, hücreler arası madde taşımasına yardımcı olma, sıcaklığı düzenleme ve fotosentez için gereklidir.

Toprak: Bitkiler için toprak yeterli miktarda minerale sahip, gaz ve su hareketine elverişli, yeterli sayı ve türde mikroorganizma barındıran, bitki köklerinin gelişmesine uygun bir ortam olmalıdır.

Atmosferdeki gazlar: Atmosferde belirli oranda bulunan gazların, oranının artması ya da azalması bitkinin büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkiler.

Yer çekimi: Yer çekimi bitkide oksin, giberellin gibi hormonların dağılımını etkiler. Yer çekimi; bitki kökünün toprak içine doğru, gövdesinin ise aksi yönde büyümesini sağlar.

B) Hormonların Etkisi

Hormonlar, bitkiler tarafından çok düşük yoğunlukta üretilir. Bitkilerde üretilen hormonları laboratuvar ortamında da üretebiliriz.

Bitkisel hormonlar; bitkinin aktif büyüme gösteren kök ve gövde uçlarından, meyvelerinden ve genç yapraklardan sentezlenir. Bu hormonlar belirli hücreler için sentezlenmiştir ve hedef hücrenin alıcı molekülleri (glikoprotein zar) ile uyuştukları zaman aktif olurlar. Hormonlar aktif oldukları bölgede pek çok olayı etkiler.

Oksinler: Bitkilerin özellikle büyüme bölgesindeki hücrelerinden sentezlenir. Üretildiği hücrelerden köklere taşınır. Oksin hormonu; hücreyi, hücre çeperinin içine asit salgınlaması için uyarır. Hücre çeperinin içine asit salgılanınca hücre çeperi gevşer. Böylece hücre çeperinin içindeki hücre büyür.

Oksin hormonu aynı zamanda hücre bölünmesini hızlandırır ve bitkinin ışığa yönelmesini sağlar. Bitkilerin kültür ortamında köklendirilmesinde sıkça oksin hormonundan yararlanılır. Ayrıca oksin hormonu, bitkinin çiçek açma gibi önemli işlevleri yapmasına yardımcı olur.

Sitokinin: Bitki köklerinde sentezlenir ve ksilemlerle diğer organlara taşınır. Kök büyümesi ve farklılaşmasını etkiler. Hücre bölünmesini ve büyümeyi teşvik eder. Bitkide yaşlanmayı geciktirir.

 

Giberellin: Gövdenin uzamasını, yaprakların büyümesini uyaran hormondur. Ayrıca çiçeklenmeyi, çimlenmeyi uyarır. Tohum ve tomurcukların uyku halini (dormansi) sonlandırır. Giberellin hormonu tarımda çok sık kullanılır. Çekirdeksiz üzümlerin sap uzunluğunu artırarak salkımın seyrelmesini ve üzüm tanelerinin büyümesini sağlar.

Etilen: Bitkilerin stresli anlarında salgılanır. Bu stresli durumlara; su baskını, enfeksiyon veya kuraklık örnek verilebilir. Etilen aynı zamanda meyve olgunlaşması sırasında da salgılanır. Etilen meyvelerde tatlanma ve olgunlaşma sağlar. Ancak olgunlaşma bittikten sonra etilen üretimi devam ederse meyve çürür. Etilen bir gazdır. Bu yüzden meyve bahçesindeki diğer bitkilerde etilen hormonundan etkilenir.

Absisik Asit: Yaprak, gövde, kök ve yeşil meyvelerde üretilir. Uyku halindeki tohum ve tomurcuğun uyku halinin (dormansi) devam etmesini sağlar. Büyümeyi engeller. Su azlığında stomaların kapanmasını sağlar.

2) Bitkisel Hareketler

Bitkisel hareketleri nasti hareketleri ve tropizma hareketleri olmak üzere ikiye ayrılır.

A) Tropizma Hareketleri

Bitkinin uyaranın yönüne bağlı olarak gösterdiği yönelme hareketidir. Tropizma hareketleri, bitkilerin sadece büyüyen ve uzayan kısımlarında meydana gelir. Hareket uyarana doğru ise pozitif, zıt yönde ise negatif tropizmadır.

Fototropizma: Bitkinin ışık etkisinde yaptığı yönelim hareketidir. Bitkinin yapraklarının güneşe doğru yönelmesi pozitif tropizmadır.

Fototropizma hareketinde oksin hormonu aktif rol oynar. Oksin hormonu güneşin olduğu yerde sentezlenmez; bu sayede gölgede kalan kısımda oksin hormonu salgılanır ve o taraftaki hücrelerin bölünmesi hızlanır. Bir tarafın uzamaması ve diğer tarafın uzaması sayesinde bitki güneşe yönelir. Aşağıdaki resimde oksinle yapılan deneyleri görebilirsiniz.

 

Geotropizma: Bitkinin yer çekime karşı uyguladığı yönelim hareketidir. Bitkilerin gövdeleri negatif geotropizma, kökleri pozitif geotropizma yapar.

Haptotropizma: Bitkilerin dokunmaya karşı gösterdiği tepkiye denir. Örnek olarak sarmaşık bitkilerinin desteklere tırmanması verilebilir.

Kemotropizma: Bitki köklerinin topraktaki maddelere göre hareketine kemotropizma denir. Kökler kimyasallara karşı pozitif (gübre) veya negatif (asit) kemotropizma gösterirler.

Travmatropizma: Bitkinin darbe aldığı yönlerden kaçınma hareketine denir. Bu şekilde kökler toprakta daha az taşlı alanlara yönelebilir.

Hidrotropizma: Bitkinin suya yönelme hareketlerine denir.

 

B) Nasti Hareketleri

Bitkilerin uyaranın yönüne bağlı olmaksızın gerçekleştirdikleri harekettir. Nasti hareketleri turgor değişimleri ile sağlanır.

Fotonasti: Çiçeklerin ışığın şiddetine göre kapanıp açılması fotonasti olarak adlandırlır.

Termonasti: Bitkilerin sıcaklığa göre verdikleri tepkilere termonasti denir. Yine çicek açma da etkilidir.

Sismonasti: Dokunulmaya karşı verilen tepkiler sismonasti olarak adlandırılır.

3) Fotoperiyodizm

Bitkilerin gün uzunluğuna bağlı olarak gelişim göstermesi olayına fotoperiyodizm, gelişim gösterdikleri evreye de fotoperiyot denir. Fotoperiyot, bitkilerde büyüme, gelişme, çiçeklenme, yaprakların dökülmesi ve durgunluk döneminin başlaması gibi fizyolojik olayları etkilemektedir. Ayrıca gün uzunluğu bazı bitkilerin dünya üzerindeki yayılışını da belirler.

 

  • Kısa gün bitkileri(c4 bitkileri): 13-14 saatten az fotoperiyotta çiçeklenme olurken, daha uzun ışık sürelerinde yapraklanma (vejetatif büyüme) görülür.Mısır, darı, çeltik, sorgum vs…( yalnızca kısa gunlerde çiçeklenirler veya bu bitkilerde çiçeklenme kısa günler tarafından daha da aktifleştirilirler.)
  • Uzun gün bitkileri(c3 bitkileri):  13-14 saatten fazla ışık almaya başlayınca çiçek açar; daha az sürelerde ise ancak vejetatif olarak gelişirler.(yapraklanma gösterirler)Arpa, buğday, yulaf, yonca vs…(yalnızca uzun günlerde çiçeklenirler veya çiçeklenmeleri uzun günler tarafından daha da aktifleştirilir.)
  • Nötr bitkiler: fotoperiyot süresine bağlı olmaksızın çiçek açan bitkilerdir.Pamuk, tütün, ayçiçeği vs…

 

Mehmet KÜÇÇÜK

Sosyal Medyada Paylaş

124 Görüntülenme

Eklenme Tarihi: 05.04.2021 16:29
Son Güncelleme: 01.01.1970 00:00

0 Yorum

İPTAL
Bu işlemi gerçekleştirebilmek için giriş yapmanız gerekmektedir!